Kuyucaklı Yusuf | Sabahattin Ali

32

Kuyucaklı Yusuf | Sabahattin Ali | Alıntılar

Bizim küçük Anadolu şehirlerimizde bu müzmin evlenme hastalığı daima hüküm sürmektedir. En kuvvetliler bile bir iki sene dayanabildikten sonra bu amansız mikroptan yakalarını kurtaramazlar ve kör gibi, önlerine ilk çıkanla evleniverirler.
Tabii bu evlenmede herhangi bir müşterek hayattan ziyade, erkek için evde bir kadın bulunması düşünülmüştür.
Bu izdivaç mikrobu evlendikten sonra faaliyetine başlar.
Evvelce bir takım emelleri olan, yükselmek, kendi göstermek, eser vermek isteyen adamlara bir kalenderilik, bir lakaytlık gelir.
Evde meram anlatmaya asla imkan olmayan, seviyesi, ahlak telakkisi, dünyayı görüşü ve itiyatları büsbütün ayrı bir mahlukla daimi bir beraberlik insanı dış hayatta da bedbin yapar ve bütün insanlardan şüpheye düşür.
Evlendikten sonra bir adamın bütün gayesi ve istikbal düşüncesi, bir kere içine girmiş bulunduğu ve şimdi mukadder telakki ettiği bu belayı ses çıkarmadan ve dosta düşmana pek belli etmeden sürükleyip götürmek, onda herkes tarafından söylenen, fakat kimse tarafından bulunamayan meziyetler ve saadetler araştırmak.
Selahattin Bey 30 yaşına kadar gençliğinin ve içindeki sönmez görünen enerjinin yardımı ile hürriyetini ve benliğini koruyabildi.
Fakat insanın damarları ve sinirleri bazen iradesinden ve aklından daha kuvvetlidir ve muhayyilemiz bizi iğfal etmekte bazen birçok fettanları geri bırakır.
Ve bunlar hüküm ve nüfuzu ellerine aldılar mı, iş bitmiştir demektir.
Artık dimağımızın bu işi mantığa uydurup makul göstermesi bir zaman meselesidir.

Gene pek az zaman içinde tespit etti ki bu güzel kedinin sivri tırnakları, bu kuzunun sert boynuzları vardır.

Bereket versin, Anadolu’nun bu yalnız kendisine mahsus dertleri yanında gene yalnız kendisine mahsus çareleri vardır.
Bunlardan en birincisi rakıdır.
| s. 14
Senelerden beri hiç kimseye karşı kalbinde muhabbet beslemiyor ve bir insanın sevilebilmesi için ona hayran olması lazım geldiğini anlıyordu. Hürmet ve takdir beslemediği hatta tepeden baktığı ve küçük gördüğü insanları nasıl sevebilirdi?” | s. 82
Her şeyi aklımda halletmeye kalkıyordum. Fakat artık dünyada bir tek şey inanıyorum: o da tecrübe…”

Hayattan fazla bir şey bekleme. Dünyada her felaketin içinde en az zararla sıyrılmanın yolu hayata uymak, muhite uymak, hiç sivrilmemektir.

Saadet, hayatı olduğu gibi kabul etmektir.

Hayatı olduğu gibi kabul etmeli ve ona ne bir şey ilave etmeli ne de ondan bir şey eksiltmeli.
Bazen bu neden böyle böyle şeyleri dünyadan kaldırılmalı deriz.
Bazı şeyler de mevcut değildir. Bunları ister bu uğurda çalışırız.
İnsan dediğin mahluk hiç bir şeyi değiştiremez.
Gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün, yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek Sevdasına kapılma.
Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma.
Ömrümün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez, kendini etmiş olursun.” | s. 151

Hayatın yeknesaklığı içinde birdenbire beliriveren bu korkunç değişikliği gülerek kabul eden, ona koşan ve ne için, kimin için ölmeye gideceklerini, nerede ve nasıl öldüreceklerini sormayı asla akıllarına getirmeyen kahramanlar…” | s.154

Bir ironu olsa gerek.

“Hayatın iç ve dış şeklini bundan sonra tesadüfler, icaplar tanzim edecekti.
(önceden ise) istediğim gün hayatımı değiştirebilirim diye bir kanaat beslemiş ve bu ona cesaret ve emniyet vermişti.” | s. 162

Bir gün kendi istediği gibi hareket etmek imkanlarının tekrar doğacağına dair bir ümitle yaşıyordu.” | s. 162

Belki ona bu kadar sükunet veren, henüz her şeyin kaybolmadığına henüz bir çok şeylerin kurtarılabileceğine olan inancı idi.” | s. 197

Fakirlik:
Bu hallere aldığı paranın azlığı ve fakirlik sebep olmuştu, daha büyük bir sefalet neler doğurmazdı.” | s.199
Aradaki buzdan duvarı çizmek istiyordu lakin bir el onu olduğu yerde dimdik tutuyor, parıltısız gözlerle karısına baktırıyordu.” | s. 202
Hayatını berbat eden şeyin bu duraklamalar, bu boyun eğmeler olduğunu zannederek artık aklına estiği gibi hareket etmeye karar verdi.” | s. 207

“Uzun senelerden beri nefsine karşı yaptığı tahakkümlerin acısı çıkıyor, içinde boşandığını hissettiği bir çarkı artık durduramayacağını anlıyordu.”


Kuyucaklı Yusuf

220 Sayfa
2016 Basım
Yapı Kredi Yayınları
İlk Basım 2001

 

 

 


Sabahattin Ali

Öğretmen
Yazar
Şair

25 Şubat 1907, Eğridere, Bulgaristan Doğum
2 Nisan 1948, Kırklareli Ölüm


Eserleri

Dağlar ve Rüzgar (1934) – Şiir
Değirmen (1935) – Öykü
Kağnı (1936) – Öykü
Esirler (1936) – Oyun
Ses (1937) – Öykü
Kuyucaklı Yusuf (1937) – Roman
Kurbağanın Serenadı (1937) – Şiir
Öteki Şiirler (1937) – Şiir
İçimizdeki Şeytan (1940) – Roman
Kürk Mantolu Madonna (1943) – Roman
Yeni Dünya (1943) – Öykü
Sırça Köşk (1947) – Öykü

Kuyucaklı Yusuf | Sabahattin Ali | Alıntılar | Notslab


Bir Cevap Yazın