Paris’te Gece Yarısı | Midnight in Paris

127

Paris’te Gece Yarısı | Midnight in Paris | Film | Sanatçılarla Buluşma

Bir yazar söyleşisinde bahsetmişti Paris’te Gece Yarısı ndan. Yazarların yazma serüveni ve onlara yol gösteren kişilerden bahsederken bu filmi tavsiye etmişti.  64. Cannes Film Festivali’nin açılış filmi.

“Dünyada hiç böyle bir şehir olmadı”, diyen Amerikalı genç bir yazar (Gil) ile “sen bir hayale aşıksın”, diyen yine Amerikalı nişanlısının (Inez) ilişkisi etrafında geçen bir film. Ama bu sadece küçük bir ayrıntı gibi kalıyor. Bir yandan nişanlıların ilişkileri anlatılırken diğer yandan  – ki bu kısımları hızlandırarak izledim – diğer yandan da asıl güzel olan; 1920 lere gidip yazarlar ve ressamlarla diyaloglar sahneleniyor.

Gil’in Paris’e olan tutkusu : “Hemingway buna ne demiş biliyor musunuz yürüyen şölen.”

Ve müstakbel kaynanasının zıt bakışı: “Bu trafikte hiçbir şey yürümüyor.”

Gil’in romanı, nostalji dükkanında çalışan bir adam hakkında. Geçmişin aslında şimdiden daha güzel olduğuna inana bir tip, Gil gibi. Paris’te onlarla birlikte vakit geçiren, Inez’in eski sevgilisi ukala herif de Gil gibi düşünmeyenlerden:

“Geçmişte yaşayan insanlar. Geçmişte yaşasalardı daha mutlu olacaklarına inan insanlar. Nostaljik insanlar. Yirmilerin Parisi… Bence nostalji inkar demektir, acı veren şimdiki zamanın inkarı. Bu safsatanın adına da altın çağ düşüncesi demişler, yanlış bir biçimde geçmişte bir dönemin şimdiki zamandan daha iyi olduğunu düşünmek, şimdiki zamanla yüzleşmekte zorlanan kişilerin romantik hayal güçlerindeki bir hata bu.”

Bir gece şarap tatma partisine giderler, Gil orada sarhoş olur, geceye onlarla devam etmek istemez ve diğerlerinden ayrılarak sarhoş Paris sokaklarında dolaşır, bir kilisenin önüne oturur. O esnada çanlar çalmaya başlar, saat gece yarısını geçer, eski bir araba önünde durur, içeridekiler onu çağırır.

Asıl güzel sahneler burada başlar. Arabadakiler onu bir partiye götürür. Bir adan piyanonun başında Let’s Fall In Love Let’s Do it çalıyordur.

O esnada bir çiftle tanışır. Bunlar Zelda ve Scott Fitzgerald ‘dır. Piyanodaki ise şarkının bestecisi Cole Porter ‘dır.

 

Zelda Fitzgerald

1900 – 1948
1930 yılında şizofreni teşhisiyle hastaneye yatırıldı ve bu dönemde sürekli yazdı.

 

Francis Scott Key Fitzgerald

1896 – 1940
Muhteşem Gatsby, Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi
İrlanda asıllı ABD’li. Yirminci yüzyılın en büyük Amerikan yazarlarından kabul edilir. 1890’larda doğmuş olan ve I. Dünya Savaşı sırasında yetişen neslini “Kayıp Kuşak” olarak tanımlar.

Oradan ekşi viskisi ile meşhur başka bir mekana geçtiklerinde Hemingway ile karşılaşırlar. Gil kitabını över o da tasdikler 🙂

“İyi bir kitaptı çünkü dürüst bir kitaptı. İşte savaş insanı öyle yapar ve çamur içinde ölmenin iyi ve asil bir yanı yoktur. Tabi zarafetle ölüyorsan başka, o zaman hem asil hem de cesurca olur.”

Ernest Miller Hemingway

1899 – 1961
Amerikalı romancı, hikâye yazarı ve gazeteci
Basit yazma tekniği ve sade üslubuyla 20. yüzyıl kurgu romancılığını etkilemiştir.

Gil, romanından bahseder.

“Eğer hikaye gerçekse hiçbir yazı kötü değildir. Temiz ve dürüst olmalı ve baskı altında cesaretle zerafeti doğrulamalı.”

Romanımı okur musun der Gil.

“Fikrim şu; nefret ettim.”
“Daha okumadın bile.”
“Kötüyse kötü edebiyat diye nefret ederim, iyiyse kıskançlıktan. Asla başka bir yazarın fikrini sorma tamam mı? Yazarlar rakiptir. Fazla alçak gönüllüsün. Bir yazarsan en iyi yazar olduğunu iddia etmelisin ama ben varken değilsin.”

(İkinci buluşmadan)
“Ölümden korkuyorsan asla iyi yazamazsın. Hiç mükemmel bir kadınla seviştin mi sen?
Onunla sevişirken gerçek ve harika bir tutku hissedip en azından o an için ölüm korkunu yenebiliyor musun peki?”

“Hayır”

“Bence gerçek ve samimi aşk insana ölümü unutturur. Korkaklık, sevmemek ya da iyi sevmekten kaynaklanır ikisi aynı şeydir.”

Romanı hakkında tavsiye alması için onu Gertrude Stein ‘a götürür.

Stein ona: “Sanatçının görevi umutsuzluğa düşmek değil aksine varlığın boşluğunun panzehirini bulmaktır. Berrak ve güçlü bir dilin var yenilgiyi hemen kabullenme”, der.

Gertrude Stein

1874 – 1946
modern edebiyatın öncülerinden ABD’li yazar. Çocukluğunu Viyana ve Paris’te geçirdi.

 

Stein’ın evinde Picasso ile karşılaşır. Picasso’nun sevgilisi Adriana ‘yı çizdiği tablo hakkında tartışılıyordur. Burada Adriana’ya Gil de aşık olur.

Bahsedilen Adriana Tablosu
Pablo Picasso

Tam adı: Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y İspanyol ressam ve heykeltıraş. 20. yüzyıl sanatının en iyi bilinen isimlerinden.

“Pablo için kadınlar sevişmek ve resimlerini yapmak içindir. Benim için kadınlar cesaret bakımından erkekle eşit.” Hemingway

Başka bir mekanda, başka bir gece Dali ile de karşılaşır. Dali onu arkadaşlarıyla tanıştırır. Bunlar; sürrealist İspanyol yönetmen ve senarist Luis Buñuel Portolés ve ABD’li fotoğraf sanatçısı Man Ray ‘dir. Bunuel, bir odadan hiçbir sebep olmamasına rağmen çıkamayan burjuvaların hikayesini konu edinen The Exterminating Angel (1962) filminin yaratıcısıdır.

Salvador Dalí

1904 – 1989
Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí i Domènech
Katalan sürrealist ressam. Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenmiştir. En iyi bilinen eseri: Belleğin Azmini (1931)

Bir başka gece arabayla onu alan ise ABD doğumlu İngiliz şair, oyun yazarı ve edebiyat eleştirmeni ekspresyonist Thomas Stearns Eliot olur.

Stein ‘ın evine giderler ve burada Henri Matisse ‘in resimleri konuşuluyordur. Matisse, Renkleri büyük bir ustalıkla kullanışıyla Picasso ve Kandinsky ile birlikte, modern sanatın en büyük sanatçılarından biri kabul edilen bir ressam.

Daha Eskiye

Adriana ile buluşup yine Paris sokaklarında gezerken bir at arabası onları alır ve yirmilerden daha geriye giderler.  Birlikte 1889 yılında inşa edilen bir kabareye giderler; Moulin Rouge. Burada cüce ressam Lautrec ile tanışırlar. O da onları Gauguin ve Degas ile tanıştırır.

Henri de Toulouse-Lautrec

1864 – 1901
Afişin bir sanat olarak değer kazanmasını sağlayan köklü bir Fransız aileye mensup ama aristokratların hor gördüğü kenar mahallelerde yaşamış. Moulin Rouge anlatan resimleriyle üne kavuşmuş.

 

Burada üç sanatçı aslında bulundukları dönemin ne kadar berbat olduğunu altın çağın Rönesans olduğunu savunan konuşmalar yapar. Aslında Gil yirmilerin altınçağ olduğunu düşünüyordur. Yirmilerde yaşayan Adriana ise 1900 Ün başlarının. Herkes geçmişin daha iyi olduğu algısını taşır. Adriana bu algıdan kurtulamaz ve geçmişte kalır. Gil ise bunun bir yanılgı olduğunu anlar, kendi zamanına döner.

Sonrasında Gil nişanlısından ayrılmaya karar verir. Aslında Inez, eski sevgilisi olan ukala herifle ilişki yaşıyordur. Bunu Gil’e farkettiren ise Hemingway’in uyarısıdır.

Nobelli Amerikalı yazar William Cuthbert Faulkner ‘a atıf yapar Gil:

“Hayır geçmiş ölmedi aslına bakarsan geçmiş bile değil.”

Yazıya sığmayan resmi geçit. İzlemeden olmaz.


Pariste Gece Yarısı | Midnight in Paris
2011Yapımı
Imdb 7.7
Yönetmen / Yazar: Woody Allen
Oyuncular:  Owen Wilson, Rachel McAdams, Kathy Bates

6 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın